Baturay Özden

Bir yer hayal edin. Öyle bir yer ki içinde çok mutlusunuz, her şey bildiğiniz gibi oluyor, hayat tahmin ettiğiniz gibi yaşanıyor, çok fazla risk yok, içindeki her şeyi ve herkesi çok iyi tanıyorsunuz. Bu yerde çok huzurlusunuz çünkü etrafınızda sizi çok iyi tanıyan ve sizi çok seven insanlar var. Neredeyse hiçbir şey için gerçekten zorlanmıyorsunuz. Kendinizi çok güvende hissediyorsunuz. Şimdi bu hayal ettiğiniz yerin kapısına doğru gidin, yavaşça kapıyı açarak çıkın ve arkanıza bile bakmadan yürüyün.

Niye gidiyoruz diye soruyor musunuz? Millet böyle bir yer ararken ben bulmuşum derdim ne, rahat mı battı diye soruyor musunuz?

Peki ya size bu rahat alanınızın (comforte zone) dışında kocaman bir dünya olduğunu ve bu dünyadan çok şey öğrenebileceğinizi söylesem, hala orada kalmayı tercih eder misiniz?

İnsan beyni kurulu düzeni çok sever ve değişim zorunlu olmadıkça da değişmek istemez. Çünkü değişim beyin için yeni nöronlar arası bağlantı kurulması yani enerji harcanması demektir. O yüzden mümkün mertebe bizi mutlu ve huzurlu olduğumuz yerde tutmaya çalışır. Ancak çoğu zaman gelişmek ve büyümek için bu duvarların dışına çıkmamız gerekir. İlk başta zorlanırız ama hayatta kaldığımızı ve güçlendiğimizi gördükçe keyifli bir yolculuk halini alır. Mesele ilk anın zorluğu ile geriye dönmemek meselesidir.

Bizi duvarın diğer tarafına  geçiren duygu ise genelde tutku ya da korkudur. Hayatta hangisinden beslendiğimizi bulmak çok önemlidir. İkisiyle de başarılı olabilirsiniz ama sadece tutkuyla gelen başarı huzurlu olacaktır.

Zihninizin sonraları söylediklerine rağmen en başında kalbinizle aldığınız yolculuk kararının arkasında cesaretle duramıyor ve ruhunuzun söylediğine dünyevi gerekçelerle kayıtsız kalıyorsanız başınız biraz derde girebilir. Unutulmamalıdır ki, her denizde fırtına olur ama sonrasında mutlaka güneş açar, yapılması gereken dümeni sıkıca tutarak güneşi hayal etmektir.

Herkese arada bir rahatın batması dileğiyle… Çünkü hayat rahatlık alanınızın bittiği yerde yeniden başlar…